Modern edebiyatımızın öncü yazarından öyküler... “Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.” Sait Faik öykücülüğünde bir dönemeci oluşturan Son Kuşlar, toplumda yerini bulamamış insanların dünyalarına ayna tutar. Anlatıcının yaşamından izleri de taşıyan öykülerde gündelik yaşam içinde ada ve İstanbul odaklı bir yolculuğa çıkar okur her bir öyküde. Değişen, dönüşen dünyanın habercisidir burada Sait Faik. “Son Kuşlar’da karşımıza çıkan öykülerinde ada/deniz insanının duyuşu, yaşayışı, çalışma koşulları, hayata bakışları, etkili biçimde anlatılır. Öyle ki, okurun karşısına yer yer anlatıcı Sait Faik de çıkar; böylece onun yazma ve yaşama kaygısı satırların arasından usul usul duyulur.” (FERİDUN ANDAÇ)
Modern edebiyatımızın öncü yazarından öyküler... “Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor.” Sait Faik öykücülüğünün etkileyici kaynağı olarak nitelendirebileceğimiz Alemdağ’da Var Bir Yılan, yenilikçi edebiyatımızın öncü bir yapıtıdır. Anlatıma egemen olan ögeler düşsel gerçekliğe kapı aralar. Anlamla birlikte anlatılanın da ne olduğu gerçeği üzerine bir çağrıdır her bir öykü. “Alemdağ’da Var Bir Yılan’ın, Sait Faik öyküsünde iki önemli buluşmayı yansıttığı söylenebilir: Yenilikçi bir öykünün ilk örneklerini vererek, gerçeküstücü ögeleri başarıyla işlemek ve yazmak eyleminin 1950’ler Türkiyesi’nde bir yazarı getirdiği yeri göstermek.” (FERİDUN ANDAÇ)
"Geçmiş ve günümüzde iç içe geçerek kesişen dramların öyküsü..."
“İnsanın karşısına, kaderine soru sorma fırsatı hiç çıkar mı? Elif’in çıkmıştı ve o da kiminle sınanacağını sormuştu. Cevabın Ozan olduğunu bile bile…”
Galata’da, insanların yaşam halılarını dokuyan üç kız kardeş –Hayat, Kader ve Sonver– yaşar. Hayat insanların doğum vaktini, Kader nasıl sınanacaklarını, Sonver ise ölüm anını belirler.
Kader o gün Elif’in halısını dokumak üzere tezgâhının başına oturduğunda, Elif lise aşkı Ozan’la okulun mezunlar gününde karşılaşmıştır. Elif, olaylı biçimde ayrıldığı Ozan’ı görünce okul binasını terk eder. Bitişikteki genelev sokağından yokuşu çıkarken yaralı bir hayat kadını üstüne yuvarlanır. Elif ile peşinden gelen Ozan, zor durumdaki bu kadını isteseler de bırakamazlar.
Yüksek Kaldırım’dan Galata Mevlevihanesi’ne ve oradan da Tünel’e uzanan bu macera, on dokuzuncu yüzyılın gözde yosması Feride’nin hikâyesiyle kesişecektir.
Ayağımın Tozuyla Aşk, özgür ve isyankâr genç bir kadının, İstanbul’da mutlu aile evinde başlayıp farklı coğrafyalara, safran kokan sokaklardan dalgalı okyanus sahillerine uzanan seyahatleriyle paralel giden içsel yolculuğunun hikâyesi…
Blogger’lıktan gezi programcılığına hızla yükselen genç kadın, aşkta yapacağı seçimle hem kadın kimliğinin farklı renkleriyle hem de yaşamın gerçekleriyle yüzleşmektedir.
“En çok ayak izi olan yolu mu seçmeliyim?”
“Öyle bir şey söylemedim. Bazen en kuytu, en bilinmeyen yollar, en güzel çiçekli bahçelere çıkar.”
“Yollardan biri beyaz atlı prense gidiyor desem?”
“Prenses masalları… Evlilikle biten ‘mutlu son’lar… Romantik çocuğum benim, biliyorsun masalların hepsi oraya kadar. Hakikatte ‘beyaz atlı prens’ diye bir şey yok.”
Internet Explorer tarayıcısının 9.0 ve daha eski sürümlerini desteklememekteyiz. Web sitemizi doğru görüntüleyebilmek için tarayıcınızı güncelleyebilirsiniz, güncelleyemiyorsanız başka bir tarayıcıyı ücretsiz yükleyebilirsiniz.